… 1983’te yayınlanan The Gift adlı eserinde halk masallarından, iktisattan, edebiyattan, antropoloji ve psikolojiden aydınlatıcı örneklerle kurguladığı armağan mübadelesi teorisi ile sanatsal uygulamaların ticari olmayan kısımlarını aydınlatmaya ve savunmaya çalışmıştır. 1998’de yayınlanan Trickster Makes This World’de de canlı, esnek ve değişime açık kalması için tüm kültürlerin ihtiyaç duyduğu yıkıcı zeka türlerini tartışmak için bir takım eski efsaneleri kullanmıştır. Hyde son kitabı Common as Air’de ise , geçmişten devraldığımız ve günümüzde zenginleşmeye devam ettiğimiz fikir, icat ve sanat eserlerinin ‘toptan bir insanlık mirası’ olarak hepimize ait olduğunu savunmaktadır. Halen üzerinde çalıştığı A Primer for Forgetting eserinde ise unutkanlığın hafızadan daha yararlı olduğu durumların araştırmasını yapmaktadır.

The Gift/Armağan Kitabı Neden Bahsediyor?

NM: Lewis Hyde, The Gift/Armağan adlı kitabında, ‘piyasa’ ekonomisinin karşısına yerleştirdiği ‘armağan ‘ ekonomisiyle ilişkilendirerek Sanat eseri tamamen metalaştırılabilir mi? Yeteneğe fiyat biçilebilir mi? gibi soruların cevaplarını bulmaya çalışıyordu. Bunu yaparken Walt Whitman ve Ezra Pound’un yaşamlarından yola çıkıyordu. Kitap 2008 yılında Emine Ayhan’ın çevirisi ile Metis Kitap tarafından yayınlandı.

Yazara göre armağan mübadelesi ile piyasa arasında uzlaşmaz bir çatışma vardı. Bunun sonucunda ise modern dünyada sanatçı kendi eserinin ait olduğu armağan alanı ile bizzat içinde yaşadığı bağlama tekabül eden piyasa toplumu arasındaki süreğen rekabetten zarar görmekteydi.

Armağan Ekonomisi’nin özellikleri nelerdir?

NM: Yazar kitabın ilk bölümünde Armağan Ekonomisini şu başlıklarla tanımlamaktadır:

  • Yiyemediğimiz Bazı Yiyecekler: Armağan sabit değil devinimlidir, dolaşır ve başladığı yere geri döner.
  • Ölmüşlerin Kemikleri: Armağanın özü saklanır, dolaştıkça değeri artar, değer zincir dışına çıkarılmaz.
  • Minnet Emeği: Değer armağanda değil armağanın çevresinde biriken emekle oluşur. Herkes armağana bir şey katar.
  • Bağ: Armağan değişimi bir ilişkiler yumağı oluşturur.
  • Armağan Cemaati: Kabile içi ve dışında armağanın değeri farklıdır.
  • Dişil Mülkiyet: Armağan satılmaz verilir, kabul edilir ve karşılığı verilir.
  • Faiz: Armağanın ancak kabilenin dışında parasal bir değeri olabilir.

Bir sanat eserini katıksız metadan ayıran nedir?

NM: Yazara göre sanat eseri piyasa ekonomisi olmadan da var olabilir ve el değiştirebilir.

  • Sanat eseri meta değil armağandır.
  • Armağan satın alınamaz ve iradi bir eylemle elde edilemez.
  • Yetenek geliştirilebilir ama yoktan varolmaz.
  • Armağanın fiyat olarak karşılığı yoktur. Kendi yeteneğimizle bağ kurmamızı sağlar.    Armağan eserden çıkardığımız manadadır.
  • Armağan değişimi ilişkiler kurar, meta alım satımı ilişkileri kopartır.
  • Sanat eseri ticareti sınırlar.

Sanatçı armağanı nasıl dönüştürür?

NM: Yazara göre her sanatçı kendisine verilen armağanla işe başlıyor ve onu hepimizin armağanla bağ kurmamızı sağlayacak bir esere dönüştürüyor.

  • Sanatçı bir armağan alır.
  • Bir sanat eseri üreterek armağanı dolaşıma sokmak ister.
  • Sanatçının armağanı esere dönüştürmesi için emek gerekir.
  • Armağan çoğunlukla armağanı verene ithaf edilir.
  • Sanatçı özü beslemek ve korumak zorundadır.
  • Sanatçı yetenekli ise eseri ile izleyiciler arasında armağanın paylaşıldığı bir ortaklık yaratır.
  • Gerçek sanat alışverişi bir armağan mübadelesidir

Kitap nasıl bir sonuca varıyor?

NM: Yazar 2007’deki baskısına yazdığı son sözde şunları söylüyor: Armağan mübadelesi ile piyasanın illa ki birbirinden büsbütün ayrı alanlar olmadığını anladım. Bu iki alanı uzlaştırmanın yolları vardı. Genel bir ifadeyle belli sınırlar çerçevesinde bize armağan olarak verilen şeyler piyasada satılabilirken, piyasada kazanılanlar da armağan olarak verilebilir. Yine belli sınırlar çerçevesinde armağan servetini rasyonelleştirmek ve piyasa servetini erotikleştirmek mümkündür.

Günümüz sanat ortamı sanatçıya armağanını özgürce geliştirebileceği bir alan sunuyor mu?

KG: Gerçekten yetenekli biri hiç bir şeye ihtiyaç duymuyor. Alan olsun olmasın üretmeye devam ediyor. Bu onun için karşı konulmaz bir eylem. Aslında bugün sanat üretmek isteyen birinin elinde düne göre çok fazla olanak var. Ben ilk kamerama 30 yaşında sahip olabilmiştim. Şimdi hepimizin cebinde kameralar ve film yapmak için gereken her şey var.

Gerçek yetenek çok az bulunan bir şey. Kitabın katılmadığım tek tarafı belki de bu. Kitap sanki herkes çok büyük yetenek sahibi olabilirmiş gibi bir varsayımla yazılmış. Ama bu doğru değil. Gerçek yeteneğe tanık olduğunuz zaman farkı anlamamanız mümkün değil. Yıllardır çok sayıda portfolio inceliyorum ve aralarından ancak 1-2 tane gerçekten yetenek diyebileceğim birileri çıktı. Yeteneğinin farkında olan biri mutlaka kendisine bir yol buluyor.

Sanatçının eserini bir armağan olarak dolaşıma sunabileceği piyasa dışı ortamlar ne kadar kullanışlı?

KG: Casa Galeri, Karşı Sanat, x-ist ve The Empire Project, hepsi çok farklı deneyimlerdi. Plastik sanatlar, görsel sanatlar diyebileceğimiz alanla ilgili daha çok benim deneyimlerim. Bunların hepsinde genç yeteneklere alan açmaya, işlerini göstermeye özen gösterdik.

Armağan alanı ile piyasa alanı arasında kalan sanatçı için çözümler neler?

Bence böyle bir arada kalmışlık pek olmuyor. Yetenekli bir sanatçı kendisine piyasada yer buluyor.  Talent scout olarak da tanımlıyorum kendimi. Çok küçük yaştan beri babam işeri ile ilgili fikrimi alırdı. O yüzden sanat eserine doğru gözle bakmayı bildiğimi düşünüyorum. Bir kaç yıl önce önüme o zamana kadar hiç yapılmamış bir iş gelmişti. Adı bile yoktu yaptığı işin. Okulda hocaları da ne olduğunu anlamamışlar. Ama iş o kadar iyiydi ki hemen sergi yaptık. Şimdi her işi otuz kırk bin dolara alıcı bulan bir sanatçı oldu.

2. işler, sponsorlar, satılabilir ürünler dışında sanatın finanse edilebilmesi ve armağanın korunabilmesi için başka çözümler geliştirebildik mi?

Finansman kaynakları azalıyor derken kamunun ayırdığı kaynaklardan bahsediliyor sanıyorum. Piyasa kendi mekanizması içinde hareket etmeye devam ediyor.